| Yeşil Bilgi Teknolojileri Ne Demek? |
| Murat tarafından yazıldı. |
| Pazar, 24 Nisan 2011 16:34 |
|
Yeşil bilgi teknolojileri, bilgisayarlar, sunucular, monitörler, depolama üniteleri, ağ ve iletişim sistemleri gibi bilgi teknolojilerine konu olan tüm sistemlerin çevreye daha duyarlı bir şekilde tasarlanması, üretilmesi, kullanılması, ömrünü tamamladıktan sonra geri dönüşümünün yapılması veya uygun bir şekilde atık haline getirilmesi çalışmalarının bütünüdür. Bu aynı zamanda bilgi teknolojileriyle ilgili süreçleri de kapsar ve bu süreçlerin daha az enerjiye ihtiyaç duymasını, daha az hammadde kullanılmasını ve çevreye zararlı maddelerin azaltılmasını, mümkünse tamamen ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bütün bunlar yapılırken toplam sahip olma maliyeti ve sistem performansı gibi metrikler de göz önüne alınır. Bu açıdan yeşil BT sadece çevresel bir yaklaşım olmayıp, aynı zamanda işin ekonomik boyutunu da dikkate alan bir yaklaşımdır. Bilgi Teknolojileri Yeşil’in Neresinde?
Gelişmiş ülkelerdeyse bu rakam çok daha yüksek boyutlara ulaşıyor. Giderek daha çok tüketim odaklı bir toplum haline gelinmesi, müşteri taleplerinin teknolojik ilerlemeler ve yeniliklerle birlikte baş döndürücü bir hızla artması, buna bağlı olarak birçok ürünün kısa süre sonra kullanım dışı kalmasına bağlı atık haline gelmesi, şirketlerin operasyonel süreçlerinin otomasyona geçmesi ve bunun sonucunda bilgi işlem merkezlerinin ihtiyacı karşılamak için git gide büyümesi, sayıca artan onlarca sunucu, bilgi depolama üniteleri, akıllı bina konseptinin giderek yaygınlaşmaya başlaması, bunlara bağlı olarak elektrik ihtiyacının artması ve dolayısıyla sera gazı emisyonlarına yapılan katkı tüm dünyada giderek artıyor. Sürdürebilirlik alanında çalışmalar yapan GeSI adına McKinsey danışmanlık firmasının bağımsız olarak hazırladığı SMART 2020: Bilgi Çağında Düşük Karbon Ekonomisinin Etkinleştirilmesi raporuna göre BT kaynaklı sera gazı salımı 2020 yılında 1,43 milyar tonluk CO2 eşdeğerine ulaşacak. Bu değer 2002 değerinin üç katı. Bu analizler çevresel ayak izlerinin oluşmasında bilgi teknolojilerinin artan payına dikkat çekiyor. Yeşil Bilgi Teknolojileri Ne Demek? Yeşil bilgi teknolojileri, bilgisayarlar, sunucular, monitörler, depolama üniteleri, ağ ve iletişim sistemleri gibi bilgi teknolojilerine konu olan tüm sistemlerin çevreye daha duyarlı bir şekilde tasarlanması, üretilmesi, kullanılması, ömrünü tamamladıktan sonra geri dönüşümünün yapılması veya uygun bir şekilde atık haline getirilmesi çalışmalarının bütünüdür. Bu aynı zamanda bilgi teknolojileriyle ilgili süreçleri de kapsar ve bu süreçlerin daha az enerjiye ihtiyaç duymasını, daha az hammadde kullanılmasını ve çevreye zararlı maddelerin azaltılmasını, mümkünse tamamen ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bütün bunlar yapılırken toplam sahip olma maliyeti ve sistem performansı gibi metrikler de göz önüne alınır. Bu açıdan yeşil BT sadece çevresel bir yaklaşım olmayıp, aynı zamanda işin ekonomik boyutunu da dikkate alan bir yaklaşımdır. “Yeşil” Olmak Daha mı Maliyetli? Yaygın kanıya göre daha “yeşil” olmak daha maliyetlidir. Çünkü üretici firmaların üretim modellerini çevreye daha duyarlı yeni teknolojiler ile donatması, çevre dostu hammadde kullanması, işleme sonucu ortaya çıkan kimyasalları arıtıp toprağa vermesi veya uygun saklama koşullarında depolaması, daha verimli ürün tasarlamak için Ar-Ge harcamalarının artması demek oluyor. Bu da doğal olarak özellikle kâr marjlarının bu kadar azaldığı ve rekabetin had safhaya çıktığı günümüz iş dünyası açısından oldukça büyük bir engel doğuruyor. Bu nedenle sosyal sorumluluk anlayışı çerçevesinde yeşil’e verilen destek çoğunlukla pazar lideri konumundaki büyük şirketlerden geliyor.
Elektronik atıklar: Elektronik aletlerin üretilmesinde cıva, kurşun, kadmiyum gibi toksik etkiye sahip ağır metaller hammadde olarak kullanılıyor. Özellikle CRT tüplü monitörlerde kullanılan kurşun miktarı önemli seviyelere çıkabiliyor. Bu nedenle yaşam döngüsünü tamamlamış olan elektronik atıkların uygun bir biçimde geri dönüşümlerinin yapılması, geri dönüşüm yapılamayan toksik maddelerin çevreye zarar vermeyecek şekilde yok edilmesi sağlanmalıdır. Aksi takdirde bu toksik maddelerin yer altı sularına, toprağa ve havaya karışarak çevre kirliliğine yol açması, insan sağlığı ve nesli üzerinde çok önemli olumsuz etkileri olması kaçınılmazdır. Sadece bununla kalmıyor, elektronik devrelerde kullanılan altın, gümüş, krom gibi değerli metallerin de geri dönüşümünün yapılmaması sonucu ciddi ekonomik kayıplar da yaşanabiliyor. Avrupa Birliği’nin WEEE (Elektrikli ve Elektronik Ekipman Atıkları) ve RoHS (Zararlı Madde Kullanımının Sınırlandırılması) direktifleri, özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkelere yapılan ihracat nedeniyle ülkemizdeki üretici firmaları da bağlıyor. Bu nedenle sanayide elektronik atıkların bertaraf edilmesi, geri kazanılması ve yeni üretilecek elektrikli ve elektronik cihazlarda tehlikeli ve zehirli metal kullanımının kısıtlanması gerekiyor. İleriki yıllarda Avrupa Birliği’ne girilirse, bu direktifler ihracat yapsın yapmasın herkesi kapsayacak. Artan enerji talebini yenilenebilir enerjilerle karşılamak önemli olsa da her zaman yeterli olmayabiliyor. Bu nedenle CO2 salımını azaltma adına enerji verimliliği önemli faktörler arasında. Yeşil BT, Bir Seçenek Olmaktan Çıkıp Zorunluluk Haline Geliyor Bir yanda sürekli artma eğiliminde olan sera gazı salımları, diğer yanda toksik üretim yöntemlerinin etkileri ve çevresel kirlilik açısından sinyal veren elektronik atıklar. Bunların etkilerinden kaçınmak günümüz şehir hayatı ve yaşam stilimiz göz önünde bulundurulduğunda oldukça zor. Bu tehlikenin olası etkilerini azaltmak amacıyla kişiler ve hükümetler giderek daha bilinçli davranış sergiliyor ve bir dizi önlemler paketini devreye sokuyorlar. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne yönelik Kyoto Protokolü ile birlikte bu karara imza atan ülkelere sera gazı salımlarının azaltılması yönünde birtakım yükümlülükler geliyor. Ayrıca bazı ülkelerde hayata geçen karbon vergi yasası da atmosfere salınan sera gazı salımlarını azaltmayı hedefliyor (İsveç, Finlandiya, Danimarka, Hollanda gibi ülkelerde karbon yasası hayata geçmiş olup diğer Avrupa ülkeleri ve Amerika’nın bazı eyaletlerinde karbon yasası gündemdedir). Bunların yanında birçok ülke belirli sanayi kuruluşlarına karbon salım sınırlamaları koymuştur. Bu düzenlemeye göre, belirlenen seviyeden fazla salım yapacağını anlayan bir şirket bir şekilde başka yerlerden “Karbon Kredisi” bulmak zorunda. Türkiye Kyoto Protokolü’nü 2009 yılında imzaladı. İnsan kaynaklı CO2 salımının çok büyük bir kısmı elektrik üretimine dayalı salımlardır. Bu nedenle CO2 salımlarındaki değişikliğin ana aktörlerinden biri, elektrik üretimi sırasında kullanılan fosil ve fosil olmayan yakıtların dağılım yüzdesidir. Nükleer enerji, hidroelektrik ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları diğer kaynaklarla kıyaslandığında en az CO2 salımına neden olurlar. Özellikle hidroelektrik ve nükleer enerji, kapasitesi bakımından fosil kaynaklı elektrik enerjisine iyi bir alternatiftir. Bunun yanı sıra doğalgaz tabanlı elektrik üretimi de kömür ve petrol tabanlı üretime göre çok daha az CO2 salımına neden olur. Bu yüzden nükleer enerji, hidroelektrik ve yenilenebilir enerji (güneş, rüzgâr, dalga ve jeotermal gibi) kaynakları fosil yakıtlara tercih edilmelidir. Tüm bunlara karşın nükleer yakıt bulunamaması (ülkeler arası siyasi konjonktüre bağlı olarak), yağışların yeterli olmaması sonucu barajlardaki su seviyesinin yetersizliğine bağlı hidroelektrik üretiminin azalması, nispeten daha temiz olan ve daha az CO2 salımı yapan doğalgazın birim fiyatlarındaki artış veya tedarikçi ülke ile yaşanan sorunlar gibi etkenler sonucu fosil yakıtlara yönelme zorunlu olabiliyor. Yenilenebilir olan ve olmayan enerji kaynaklarından üretilen miktara nazaran enerji ihtiyacı giderek artarken diğer yanda elektrik birim fiyatları da artış gösteriyor. Bunun neticesinde giderek daha küçük, daha hafif ve enerjiyi daha verimli kullanan ileri teknoloji ürünlere talep artıyor. Rekabetin had safhaya çıktığı günümüz ekonomisinde, bu eğilim de dolaylı olarak şirketleri daha çevreci ürünler tasarlamaya ve üretmeye sevk ediyor. Yeni nesil bilişim altyapıları ve kaynakları, enerji verimliliği yüksek ürünlerden oluşuyor. Bu zamana kadar bilişim sektörü daha çok işlem gücü ve donanım satın alma maliyetlerinin üzerinde yoğunlaşıyor, veri merkezlerinin soğutma harcamaları ve bu elektronik bilgi sistemlerinin kapsadığı alanın artışına bağlı maliyetler dikkate alınmıyordu (daha büyük bir binaya taşınma ya da daha fazla soğutma maliyetleri gibi). Ama son zamanlarda bir yandan enerjiye duyulan ihtiyacın artması, diğer yandan elektrik birim fiyatlarındaki artış, giderek büyüyen ve maliyetleri artan bilişim sektörünü başka maliyet azaltıcı noktalara yönlendirdi. Büyük bir kurumun sadece veri merkezi bile düşünülecek olursa sayıları onlarla hatta yüzlerle ifade edilen büyük ve orta boy sistemler, TB’larca depolama üniteleri, bu sistem odalarını yaz-kış sürekli düşük sıcaklıklarda tutmaya çalışan yedekli klima sistemleri var. Bütün bu donanımlar haftanın 7 günü 24 saat çalışır durumdadır ve sürekli elektrik tüketir. Dolayısıyla çevreye dolaylı olarak CO2 atılır. Elektriğin yanı sıra ısı kaynaklı CO2 salımı da karbon ayak izi açısından büyük öneme sahip. Bu sebeple, veri merkezlerindeki donanımların soğutulması sonucu açığa çıkan ısının binanın ısıtılması amacıyla kullanılması neticesinde karbon ayak izi önemli ölçüde azaltılabiliyor. Kaynak: Bilim Teknik Dergisi, Eylül 2010, Sayı:514 |

Gartner tarafından verilen bilgiye göre dünyada bilgi teknolojileri (BT) sektörü, sera gazı emisyonlarının yüzde 2’sinden sorumlu olup neredeyse havacılık sanayi kadar sera gazı emisyonuna neden oluyor.
Diğer açıdan, bilişim sektörünün donanım ihtiyaçları açısından sürekli büyüme içinde olması, enerji darboğazı ve birim fiyatlardaki artış, özellikle gelişmiş ülkelerdeki potansiyel müşterilerin çevresel konulardaki duyarlılığının artış içinde olması, yakın bir zamanda bazı ülkelerde devreye girecek olan karbon vergileri ve diğer yasal düzenlemelere uyma zorunluluğu gibi faktörler “yeşil” olmanın daha maliyetli olduğu inanışını değiştirmeye başlıyor.